• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Bekir BENLİ
    • Tekirdağ Sosyal Bilimler Lisesi Matematik Öğretmeni
    • BEKİR BENLİ
    • Tekirdağ Sosyal Bilimler Lisesi Matematik Öğretmeni

Matematik Tarihi Zincirinde Müslüman-Arap Halkası



Matematik Tarihi Zincirinde Müslüman-Arap Halkası

Araplar yalnızca Hint matematiğinin değil, Eski Yunan bilim ve felsefesinin

de Hıristiyan dünyasına tanıtılmasında rol oynamışlardır. Bilim tarihini

bir bayrak yarışına benzetirsek, Araplar bu yarışta bayrağı, Hindulardan

ve Yunanlılardan teslim alıp, yaklaşık 400 yıl taşımış ve sonra batıya

teslim etmişlerdir.

Sekizinci yüzyılın başlarında, yani İslam dininin doğuşundan yaklaşık

100 yıl sonra, Araplar doğuda Hazar Denizi ve İran'dan, batıda İspanya'ya

kadar, doğu ve güneydoğu Anadolu, Arap yarımadası ve tüm kuzey Afrika'

yı kaplayan geniş bir alanı ellerinde tutuyorlardı. Hindular gibi, Araplar da

ticaretin ağır bastığı bir ekonomik yapı içindeydiler. Araplar, karada olsun,

denizde olsun Baltık denizinden Seylan'a, Çin'e kadar her yere gidiyor, mal

getirip, mal götürüyorlardı.

İşte Harun Reşid'in oğlu Memun, Bağdat'ta 813 yılında Abbasi halifesi

olduğunda, Arap dünyasının görüntüsü böyleydi. Böylesine bir toplumun

matematiğe, astronomiye ve coğrafyaya olan gereksinimi tartışma

götürmez. Araplar bu gereksinmeyi karşılamak için eski Yunan kaynaklarına

yöneldiler. Bu yönelişin en somut ·Örneği Memun'un Bağdat'ta kurduğu

Beyt el Hikme (bilim evi) adlı çeviri akademisidir. Akademinin başına Hune

yn Bin İshak getirilmiştir. Kendisi Nesturi mezhebinden bir Hıristiyan

olan Bin İshak'ın emrinde birçok Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi çevirmen

çalışıyordu. Bu çevirmenler, felsefeden matematiğe, tıptan botaniğe kadar

Yunan bilgi hazinesinin belli başlı bütün eserlerini Arapçaya çevirdiler.

Doğal olarak, Araplar yalnızca çeviri yapmakla yetinmediler. Yunan

ve Hindu kaynaklarını yorumlayıp biçimlendirerek, kendi bilim dizgelerini

de oluşturdular.

örneğin cebir Arapların elinde bu devirde gelişti. Harzemli Muhammed Bin Musa'nın
(780 · 850) bu devirde Bağdat'ta iki kitap yazdığını görüyoruz:

Birinci kitabın adı "ilm el-Cebr ve el-Mukabele" [(terimlerin) yerini

değiştirme ve (terimleri) yoketme bilimi]. Bu kitapla "cebir" ya da batılıla·

rın deyimiyle "algebra" sözcüğü doğmuş oluyor. Kitap, birinci ve ikinci

derece denklemlerin çözümleri, basit geometri kuralları ve paranın belirli

oranlarda bölüştürülmesini öğreten miras problemlerini içeriyor. İkinci ki·

tap ise Hindu -Arap sayıları (yani bildiğimiz onlu sayma düzeni) üzerine. Bu

kitabın Arapça aslı kayıp. Latince çevirisinin başlığı ise: "Algoritmi de

Numero İndorum" (Harzemli'nin Hint Sayıları ile Hesaplama Sanatı). Bu

kitapla da, demek ki, Harzemli'nin adından "algoritma" sözcüğü doğmuş

oluyor. Memun'un Suriye'de özel bir gözlemevi de yaptırdığı biliniyor. Zamanla,

burada Arap astronomları dünya üzerinde 1 derecelik yayın uzunluğunu

hesabettiler. Böylece enlem ve boylam kavramları ortaya çıktı. Har·

zemli'nin Hint kaynaklarına dayanarak astronomi cetvelleri de derlediği

biliniyor. Ancak, Arap astronomisine en büyük katkıyı yapan kişi el-Beyruni'dir

(973 · 1048). Çok geniş kültürü olan Beyruni, Turkçe, Farsça,

Sanskritce. İbranice, Süryanice ve Arapça biliyordu. Astronomi, Matematik,

Fizik ve Tıp alanında çalışan Beyruni bir süre Hindistan'da yaşadı ve Hint

bilim ve kültürünü inceledi. Daha sonra Gazne'ye yerleşen ve orada ölen Beyruni

birçok kitap yazdı. Enlem ve boylamların hassas bir biçimde saptan·

ması için yöntem geliştiren, dünyanın kendi etrafında döndüğünü -Galile'

den 600 yıl önce- ilk öne süren odur. Beyruni'nin, ayrıca 18 kıymetli taşın

ve mineralin özgül ağırlığını da hassas olarak saptadığını biliyoruz.

Ortaçağ Araplarının bilim dünyasına katkılarını ayrıntıları ile incelemek

bu kısa yazının boyutlarını çok aşar. Ancak, gene de fizik ve matematiktikte

eriştikleri düzeyden söz etmemek olmaz.

Bu kişilerin fizikte ve mekanikte ne kadar ileri olduklarını anlamak

için zamanın modası olan "hiyal" (harika düzenler) konusuna bir göz atmak

yeterlidir.

Hiyal, özellikle suyu itici güç olarak kullanan "kendi kendine" hareket

eden mekanik oyuncaklar, saatlerdir.

Araplar bu o_yuncakları ve saatleri yalnızca yapmakla kalmamışlar, bun

ları anlatan kitaplar da yazmışlardır. örneğin bunlardan birinde Rıdvan, babası

Muhammed Bin Ali'nin 13. yüzyılın başlarında yaptığı bir su saatini anlatır.

Saat Şam'ın kapılarından birine yerleştirilmişti ve gerçek bir harika

olarak nitelendiriliyordu.

öteki eserler arasında el-Cezari'nin, Kitab el-Hiyal'i ile Benu Musa'nın

(Musaoğulları), Kitab el-Hiyal'i sayılabilir.

Ortaçağ Arap fiziği yalnızca hiyal'le uğraşmadı doğal ki, bu yazıyı çağın

en büyük fizikçilerinden birinden, el-Hassan Bin el - Haytam'dan söz ederek

bitirmek gerekir. Haytam 965'te Basra'da doğdu, 1038'de Kahire'de

öldü. Optik konusunda uzman olan Haytam "Kitab el-Manazir" (Optik Kitabı)

adlı yapıtı ile ünlüdür. 1270 yılında "Opticae Thesaurus Alhazeni" adıyla

Latinceye çevrilen bu kitap, batıdaki bilimsel düşünceyi en az 600 yıl etkiledi.

Etkiledi çünkü, kitap o zamana kadar batının bilmediği gözün yapısı,

görsel yanılmalar, serap olayı, perspektif, atmosferde ışığın kırılması, kuyruklu

yıldızlar ve belki de en önemlisi, kendi icadı olan fotoğraf makinasının

atası karanlık kutudan söz ediyordu.

Bin Haytam'ın en önemli katkısı gözün nasıl gördüğünü doğru olarak

açıklamasıdır. Haytam'a kadar geçerli olan, öklid ve Batlamyos'un ortaya

attıkları ve görme olayının gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini

öne süren kuramdı. Haytam bu kuramı reddederek, olayın bunun

tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak gördüğünü

ortaya attı.

İlginçtir, Bin Haytam bütün bu katkılarını aklı başında olduğunun bilinmesinin

tehlikeli olmadığı zamanlar yapabiliyordu.

Göze girip rahat yaşamayı amaçlamış olsa gerek, Bin Haytam, eğer

kendisine destek sağlanırsa, Nil taşkınlarını denetleyebilecek bir makina

yapabileceğini iddia etmişti. Beklediği de oldu. Mısır Fatımi halifesi el -Hakim

kendisine destek sağladı. Ancak beklemediği birşey daha oldu: Halife

makinanın derhal yapılmasını istiyordu. Yoksa, kendisini işkenceyle öldürtecekti.

El - Hakim'in şaka yapmadığını anlayan Haytam çareyi deli taklidi

yapmakta buldu ve Hakim 1021 yılında ölünceye kadar bu oyunu sürdürdü.